| Musa Demirci, hükümetin tarım politikasını eleştirdi
Refah – Yol Hükümeti’nin Tarım Bakanı Eski İl Müdürü Musa Demirci, Bozdoğan’da “Tarımın Sorunları ve Çözüm Yolları” ile ilgili bir konferans verdi. Bakanlığı döneminde yürüttüğü icraatları örneklerle anlatan Eski Bakan Musa Demirci, önceki hükümetleri eleştirirken, Ak Parti döneminde ülkenin ve tarımın ne halde olduğunu örnekler vererek açıkladı.
2010 Yılı Bütçesi görüşülürken ne kadar yatırım yapılacak, memur ne alacak, işçi ne alacak bunların orada müzakere edilmesi lazımdı ama maalesef Türkiye Büyük Millet Meclisinde yine Başbakan ilk konuyu aldı. Muhalefet partileri onun peşine takıldı gittiler. Bütçemizle alakalı hiçbir madde görüşülmediği iddiasında bulunan Eski Bakan Musa Demirci, “2010 Yılı bütçesinin en önemli vasfı şuydu. 2010 Yılı bütçesinde vergiler %18 artırılıyordu. Bu milletten toplanan paraların aşağı yukarı 56 milyarı faiz olarak birilerine verilecekti. Bütçe %60 cari açık verecek. Bunu hiçbir zaman muhalefet gündeme getirmedi” dedi.
Türkiye’de tarımı ihmal etmek demek aynı zamanda anayasayı ihmal etmek demektir. Tarımı kim ihmal ediyorsa anayasa suçu işleyeceğinin altını çizen ve Fransız Degol’ün “Bir ülkeyi büyük ülke olarak vasıflandırabilmek için o ülkenin tarımda kendine yeter olması lazım” sözünü hatırlatan Demirci, “Türkiye’de bazı tarihleri unutmamamız lazım. Bunlardan bir tanesi de 24 Ocak 1980 yılında alınan kararlar, ikincisi 12 Aralık 1999 yılında yani 2000 yılına aşağı yukarı 20 gün kala IMF ile imzalanan protokol. Bu iki tarih ve imzalanan bu anlaşmalar Türkiye’de borsalar dönemi. Türkiye de siyaseti etkilemiştir, hem tarımı hem üretimi etkilemiştir. Siyaset etkilenmek suretiyle Türkiye’de bazı ekonomik kararlar alınmıştır. Veya ekonomik kararlar alındıktan sonra siyaset etki altına alınmıştır. Mesela 1980’deki 24 Ocak kararları alındıktan sonra Türkiye’nin siyasi ve ekonomik yapısı değişmiştir. 24 Ocak 1980’den 9 ay sonra Türkiye’de ihtilal olmuştur. O ihtilal 24 Ocak kararlarının mıntıka temizliğidir. O bakımdan fevkalade önemli. 24 Ocakta tarım için hangi kararlar alındı. Süt fabrikaları kapatıldı. Yem fabrikaları kapatıldı ve aynı zamanda et, balık kurumları kapatıldı” dedi.
1999 yılında IMF ile imzalanan güçlü ekonomiye geçiş programı. Güçlü ekonomiye geçiş programının mimarı kim diye soran Demirci, “Kemal Derviş’e bu programı uygulattılar. 1999 yılında IMF ile neyi imzaladık. Tarım ürünlerine taban fiyatı diye bir fiyat veriliyordu, o fiyatı kaldırdılar. Gübreye destek veriliyordu. 1997’de gübreye verilen destek %50 idi. Gübredeki desteği de kaldıracaksınız dediler. Tarımı zayıflatıyorlar giderek. Ziraat Bankası çiftçi bankasıdır. IMF dedi ki Ziraat Bankasını çiftçi bankası olmaktan çıkaracaksınız. Ziraat Bankası Ticaret Bankası haline gelecek. Ziraat Bankası Genel Müdürü, tahmin ediyorum bundan iki ay önce dedi ki; Ziraat Bankası tarihinde ilk defa 4 Milyar Dolar kâr etti dedi. Biz şunu beklerdik. “Ziraat Bankası 4 Milyar Dolar kâr etti, bunun 2 Milyar Dolarını çiftçilerimizin kalkınması için karşılıksız veriyoruz” Bunu beklerdik, öyle değil mi? Yani çiftçinin sırtından veya esnafın sırtından para kazandıklarını ilan ediyorlar diye konuştu” Demirci, Tütün kanununu çıkardılar. Tütün kanunu yine de diyor ki; siz tütün kanununu çıkarmak suretiyle şekeri satacaksınız, şeker fabrikalarını satacaksınız diyor ve bunu o protokole yazıyor. Bizimkilerde tamam diyorlar. Yazıyor ve imzalıyorlar. Kışın Aralık, Ocak aylarında tekel işçileri Ankara’ya geldiler. Kızılay’a çadır kurdular, 2 ay orada dilendiler. İşletmelerinde, fabrikalarında 30 işçi çalışıyor. Tekel Kanunu çıktığı için, Tütün Kanunu çıktığı için fabrikalar satılacak, işletmeler satılacak, İçki bölümü satılacak. Dolayısıyla hemen ilk olarak 12 bin 500 işçinin çıkarılması söz konusu, 1 milyon 200 bin lira para alan insanlara 4/C maddesine göre, 500–600 bin para verilecek. Sayın Başbakan çıktı Türkiye’de şunu söyledi; “Dedi ki ey millet bu işçiler var ya, bu işçilere Türkiye’de ben her ay 49 trilyon lira para ödüyorum. Ben fakir fukaranın hakkını bu kadar işsizin olduğu bir memlekette götürüp onlara yediremem, bunlar haksız”dedi. Madalyanın bu yüzü doğru değerli kardeşlerim. Gerçekten her ay 49 trilyon lira para ödeniyor onlara. Peki, yılda ne yapar 49 trilyon? 12 ayda 650 trilyon lira para eder. Şimdi onu bir tarafa koyun. Başbakan diyor ki; ben bu işçilere yılda 600 trilyon lira para ödüyorum. Bunu ödeyemem, bu fakir fukaranın hakkıdır. Bu bakımdan bakıyorsun, doğru bir laf. Ama madalyanın öbür yüzü nedir onu millet bilmiyor. Millete de kimse söylemiyor. Öyleyse madalyanın öbür yüzünü bizim gelip söylememiz lazım. Değerli kardeşlerim Türkiye’de tütün ekimiyle uğraşan çiftçilerin sayısı aşağı yukarı 480 bin ama ben 500 bin diyorum. Aile tütün tarımıyla uğraşıyor. Türkiye’de 6 tane sigara fabrikası var. Tokat’ta, Samsun’da, Malatya’da, Diyarbakır’da, çok önemli sigara fabrikaları. Her birinin arazisi mesela Samsun’daki 500 dekar deniz kenarında, Tokat’taki şehrin içerisinde, Malatya’daki şehrin içerisinde diğerlerini görmedik, onlarda yer olarak şehrin içerisinde diyorlar. Ayrıca bir şey daha diyorum. Tekelin geçirdiği iki yılında hazineye koyduğu paranın miktarı, vergi olarak koyduğu miktar 2 katrilyon 900 trilyon. 2008 de tekelin kazancı 5 buçuk katrilyon, 2009 da tekelin kazancı 11 katrilyon. Şimdi bunu da aklınızda tutun değerli kardeşlerim. Başbakan diyor ki; tüyü bitmemiş yetimin hakkını hiç kimseye vermem, yetirmem diyor. Peki, aynı başbakan koskocaman fabrikaları, aynı başbakan tekeli, işçi fabrikalarını kime yediriyor. Yabancılara yediriyor. Niye söylemiyorsunuz bunu millete. Bu millet bunu bilmiyor, bunun için geldik buraya. Bakın ibret olması için bir şey daha söylüyorum. Birmot Yönetim Kurulu 14 Nisan 2008 yılında Londra’da bir toplantı yaptı. Diyor ki; şimdiki Clip Morris’in Yönetim Kuruluna şunu söylüyor. Diyor ki, “ben diyor arşivlere baktım, bilmek istersiniz diyor. 1932 yılında Clip Morris’in yönetim kurulu bizim ecdadımız Türkiye’den tekeli yeniden almak istemiş ama alamamışlar. Bugün diyor bazı şeyler belki biraz pahalı gibi görülüyor ama 76 yıl beklemeye değdi diyor ve bizi burada tekrar aldatıyor. Bu milletimiz için ibret değil mi? Milletin elinden aldığını kime verdin? Ama mademki içiyorlar, mademki buradan bir gelir geliyor, mademki burada aşağı yukarı 30 bin insan çalışıyor. Hemen 12 bin insanı dışarı koymuşsunuz, diğerlerini de koyacaksınız değerli kardeşlerim. O bakımdan başbakan bunları söylemiyor ama milletin bunları bilmesi lazım diye konuştu
Demirci şunları söyledi “Anadolu’nun tek sanayi bitkisi var. O da şeker pancarı. Yine 2001 yılında şeker pancarının şeker kanununu çıkardılar. Burada gazetenin orta sayfasında bir ilan var. Sayın Başbakanımıza açık mektup. Altında da Türkiye Şeker Sanayi İşçileri Sendikası diyor ki; Sayın başbakanımız diyor şeker fabrikalarını satmayın. Ne olursunuz? Eğer şeker fabrikalarını satarsanız biz yabancılara muhtaç olacağız. Şeker elimizden gidecek. Hani diyor dışardan mısır getiriyorsunuz ya o mısırların birçoğu GDO’lu. Yani genetiği değiştirilmiş mısırlar. Onlardan tatlandırıcı elde ediyorsunuz. İnsanlarımızın sağlığı gidecek. Değerli kardeşlerim Türkiye’de 600 bin aile şeker pancarı ile uğraşıyor ve taşıyıcısıyla, fabrika çalışanıyla 20 bin-30 bin tane vardır ama 8 milyon insan buradan ekmek yiyor. Onun için Sayın Başbakanımız ne olursunuz bunu yapmayın diyor. Bundan bir süre sonra göreceksiniz onlarda, işçilerde çıkacaklar. Niye biliyor musunuz? Şimdi şeker fabrikalarını tek tek satmıyorlar. Grup grup satıyorlar. Mesela Erzincan, Ağrı, Erçiş’i bir grup yapmışlar. Çorum, Kastamonu, Yozgat buna benzer 5 grup yapmışlar. Böyle satıyorlar. Son grubu 600 milyon dolara sattılar. Şeker fabrikalarının yıllık geliri aşağı yukarı 2 milyon dolar. Kime satıyorlar? Yabancılara satıyorlar. Bu millet 20 milyon ton şeker pancarı ürettiğiniz zaman 3 milyon ton şeker alırsınız. Ve dolayısıyla 2 milyon ton ülkenin ihtiyaçlarında kullanırsınız. Geriye kalan 500 bin tonu da dışarıya satarsınız. Hesap bu. Peki, niye şeker fabrikaları satılıyor. Bursa’da İznik Gölü’nün kenarında Amerikalıların fabrikası var. O fabrika mısırdan sıvı şeker elde ediyor. Bir tane orada var, bir tane Çankırı’da, üç tane Adana’da var. Bunlar tamamen yabancılara ait. İşte o fabrikaların hatırı için Türkiye’de şeker pancarına kota geldi ve Türkiye’de şeker üretimi yok ediliyor, fabrikalar satılıyor. O fabrikalar ihya ediliyor. Danıştay’ın fabrikaların kapanmasına karar vermesine rağmen her seferinde her saati gelenler dâhil, şimdikiler dâhil Amerikalıların standartlarına söz verdiler o fabrikaları ihya ettiler. Onlar bir yana 600 bin işçi bir yana dedi.
Demirci konuşmasının son bölümünde, Türkiye’de eskiden Gübre desteği, taban fiyat desteği vardı. Bunları kaldırdılar. Doğrudan gelir desteği tarlanın miktarına göre bir destek vermeye başladılar. Şimdi onu da kaldırdılar. 5254 sayılı bir kanun vardı. O tarımın sigortasıydı. O kanunu Dünya Bankası biliyor, IMF biliyor. Türkiye’ye geldiler o kanunu iptal ettirdiler. Toprak- su teşkilatı diye bir teşkilat vardı. O teşkilat aynı zamanda arazi toplulaştırılması yapıyordu. Türkiye’de tarım reformuna ihtiyaç var, yani arazilerin toplulaştırılması, plana edilmesi, sulanmasına ihtiyaç var. Toprak su yapıyordu bunu. Toprak-su Genel Müdürlüğü’nü kandırdılar. Kim? IMF, Dünya Bankası. Ama kimin eliyle yaptılar. Bizim elimizle Türkiye’mize bu kötülüğü yaptılar. Türkiye’de burası pamuğun ekildiği bir yer. Ege pamuğu kalite olarak fevkalade üstün. Türkiye’deki iplik fabrikası Nazilli’nin bulmuş olduğu çeşitlere göre kendisini takip etmiştir. Şimdi diyorlar ki ya gömlek alıyoruz, elbise alıyoruz, kumaş alıyoruz eskisi gibi kumaşların kalitesi yok diyorlar. Tabi pamuk kaliteli olacak ki giydiğiniz kumaş, giydiğiniz gömlekte kaliteli olsun. Ege pamuğu bilhassa İzmir’in Bergama bölgesinde pamuk daha bir kaliteliydi. Bunların tamamı yok edildi. Arkadaşlarımız Dünya Bankası bir proje uyguladı. Dedi ki; Türkiye’deki tarım birliklerini özelleştireceğiz. Ne bunlar? Tarım satış kooperatifi, tarım ant birlik, fisko birlik, Malatya’daki kayısı birliği, gül birliği gibi bu birlikler Türkiye’de tarımı düzenli bir şekilde aldı götürdüler. Böyle düzen gibi aldı götürdüler. 16 Haziran 2000 tarihinde 4572 sayılı kanunu Türkiye Büyük Millet Meclisine gönderdiler. Dediler ki birlikleri özelleştireceğiz ve birlikleri özelleştirdiler. Yani o birlikleri şirketler haline getirdiler, tek tek sattılar, satıyorlar ve bitirdiler. Birlikleri bitirmek demek, Türk tarımını bitirmek demek. Türkiye’nin tekstilde kullandığı pamuğun miktarı aşağı yukarı 1 milyon 200 bin–300 bin ton. Türkiye’nin üretimi 900 bin tondur. Ama pamuğa değer fiyatını vermedikleri için çiftçi ekmedi, pamuktan kaçtı. 2008 yılında aşağı yukarı Türkiye’nin üretimi 380 bin tona düştü. Peki, ne oldu? Bizim tekstilciler pamuk bulamadıkları için fabrikalarını kapattılar? Amerika’dan getirttiler. Siz çiftçinizi desteklemediniz, götürdünüz Amerika’nın çiftçisine verdiniz, Yunanistan’ın çiftçisine verdiniz. Onu yaptılar, onlara verdiler. Siz derken ben onları kastediyorum. O bakımdan Türkiye’de tarım fevkalade Dünya Bankasının, IMF’nin, Dünya Ticaret Örgütünün kıskacı altına alınmış ve Türkiye Büyük Millet Meclisindeki Türkiye’yi idare edenlerde bu kanunları çıkarmak suretiyle Türkiye’nin tarımını hakikaten bu günkü noktaya getirmişlerdir.
Bundan bir yıl önce 2008’in temmuz ayında inekler kesime gitti. Niye, süt para etmiyor. Süt vermiyor diye 1 milyar 500 bine inekleri sattınız. Şimdi inekler 6 bin lira. Sayın Başbakan şimdi diyorsunuz ki. Ey millet bakın Türkiye’de et var, hayvan var. Kesim, et fiyatları yükseldi. Dolayısıyla bunu şey yapmaktan ithal ederim diyorsunuz. Daha bu millete yapılan en büyük zulüm ve haksızlıktır. Bir kararname çıkarttınız 10 Ocak 2009 tarihinde. Hayvancılığın teşvik kararnamesi. Şu kararname önünüze geldiği zaman aynen tarım bakanına ve ilgililere şunu soracaksınız. Siz ne yaptınız 8 sene. Ne yaptınız da hayvancılığın teşvik kararnamesini çıkartıyorsunuz? Sayın Başbakan. Sizi bu oyuna getirenlerden hesap sormanız lazım. Hesap sormadığınız takdirde bu milletin hakkı, bu milletin vebali sizin sizde kalır. Şimdi Türkiye’ye dışardan et ve canlı hayvan ithal edeceklermiş. Hakikaten bir plan ve program içinde Türkiye’nin hayvancılığı yok edilmektedir. Şimdi bu AKP döneminde yalnızca akaryakıtı söylüyorum. Bir yıllık akaryakıttaki fiyat. Yalnızca 2009 Ocakla- 2010 Ocak arasında motorindeki fiyat farkı %27, benzindeki %34 olmuş. Çiftçi buna dayanabilir mi? Dayanması mümkün değil. Geçmişimizden bu güne kadar hem gübrede, hem akaryakıtta büyük pahalılık, büyük artış ol muştur. Maalesef Türkiye pompalı soygunla soyulmuştur. Diyorsunuz ki ne olacak? Bunun bir çaresi yok mu? Elbette bir çaresi var. Bir siyasetçi olarak konuşurken çözümü de söylemek mecburiyetindeyim. Diyorum ki tarım fevkalade önemli, yabancıların insafına terk edilemez. Hiç kimsenin insafına terk edilemez.
Mazotun, benzinin aşağı yukarı 2/3’si dolaylı vergi. Öyleyse biz diyoruz ki bunu seçim beyannamelerimizde de belirttik. Mutlaka mavi mazotu çiftçilerimize 1/3 fiyatına vereceğiz. Ziraat Bankası yeniden çiftçi bankası olacak. Çiftçiler kredilerini Ziraat Bankasından alacaklar. Veteriner hizmetlerini mutlaka yaygınlaştıracak. Hayvanlardan insanlara geçen hastalıklar fevkalade yaygınlaştı. Veteriner hekimler bunları biliyorlar. Dolayısıyla insanlarımıza hayvanlardan ve hayvansal ürünlerden bulaşan hastalıklar var. Devlet ve hükümet yeteri kadar ödenek koymadığı için bu hastalıklar yaygınlaşıyor. Büyük bir felaket haline gelebilir. Bugün Türkiye’de en büyük problem nedir biliyor musunuz? Çoban bulunmuyor. Çobanların sosyal güvenlikleri Saadet Partisi olarak diyoruz ki mutlaka 15 sene çalışan 20 sene üzerinden, 20 sene çalışan 25 sene üzerinden emekli edilecek. Bütün sosyal hakları verilecek. Çocukları okul yaşına geldiği zaman mutlaka okutulması gereken yerde okutulacak. Dolayısıyla köyde çobanlık aynı zamanda bir meslek haline getirilecek, kurslardan geçirilecek.
Bakın IMF şu, bu. Bunlar dünyada kapıları kapatalım, dünyayla irtibatı keselim demiyor. Ama burada esas olan kendi ülkemizin menfaatlerini diğer insanlarının, çiftçilerin menfaatlerinde daha üstün tutmadığımız takdirde biz ülkemize hizmet edemeyiz. Bu bakımdan şimdi ülkeler topla tüfekle işgal edilmiyor. Enerji kaynaklarına sahip olunmak suretiyle işgal ediliyor. Amerika’da, Irak’ta, Afganistan’da ne işi var. İran niye tehdit ediliyor. Bunun için tehdit ediliyor. Enerji kaynaklarına sahip olmak istiyorlar. Üçüncüsü su kaynakları. Türkiye’nin içme sularının %80’i sizin değil bizim değil. Gıda kaynakları da yavaş yavaş el değiştiriyor. Türkiye’nin süt kaynağı neden öldü biliyor musunuz? Bu 150 bin ton süt kaç hayvana hitap eder. Aşağı yukarı 150 bini 5 ile bölersek 30 bin hayvan eder. Yılda 30 bin hayvan getiriyorlar demektir. Bu bakımdan 75 bin hayvan dışardan getiriyorlar demektir. Türkiye’nin canına okuyorlar. Önemli maddelerden biri de finans kaynaklarının yabancıların eline geçmesi. Biz ümitsizlik için de değiliz, olamayız da. Allah’ın lütfuyle yeniden ayağa kalkmak suretiyle kaybettiklerimizi yeniden bu millet alır, yeniden bu millete teslim eder” dedi.
Toplantıya katılan Ak Parti İl Genel Meclisi Üyesi Adnan Elmacı, açıklama yapacağını söyleyerek söz istedi. Tarım Bakanı Eski İl Müdürü Musa Demirci’ye çok kara bir tablo çizdiğini hatırlatarak “süt tozu ithalinde bilinenlerin eksik ve doğru olmadığını hatırlattı. Bu konuda belgeniz var mı diye sordu. Eski Bakan Demirci, belgesi bulunduğunu ve burada vatandaşa doğru şeyler anlatmak istediklerini, anlatılanların doğru olduğunu söyledi. |